7/11/2009 - O AN |
 Herkes bir imtihanı yaşar hayatında. Sevgiler, acılarla, ayrılıklarla ve kayıplarla sınanır kimi zaman. Ve kaybedenler de, kaybolanlar da bu imtihan içinde hayatın manasını anlamaya başlar. Sevginin, hayatı güzelleştiren bir iksir olduğunun farkına varırlar. Hayat bir imtihandır. Başa musallat şeytanın hileleri ise çok zayıftır. Ama ısrarcı ve takipçidir şeytan. Hedefine aldığı insanların bir boşluk bırakmasını gözler durur. En ufak bir boşlukta, kan damarlarına girer, alyuvar, akyuvar ne bulursa kendine binek yapar, beyindeki fakültelere sızar, durmadan üfler sinsi planlarını. Gücü hiçtir ama üflemede üzerine yoktur şeytanın. O koca, koca insanlar birbirinin kurdu oluverir. Ortalık toz duman olur. Öfke, kin, nefret ve tuzaklar aklın tek çağrı olur. Tuzak zayıf, hile basit ama iradeler felç olmuşsa ne gelir elden. İnsanlık tarihinin özeti bu ve insan aldandı.
Bu gerçekte insanlığın hazin hikayesi değil mi? Bari şuan için bütün uğraşlar, yitirilmiş cennete doğru olmalı değil mi? Heyhat ki insanlık tarihi yol bulmaktan daha çok yol kaybetmeye doğru akıp gidiyor.
Bazı günahlar var ki, onlar sadece hüzün verir. Oralara iç sızısıyla giden, sevinçle döner. O mübarek mekanlar hem arınma kovasıdır hem de dertleşeceğin selamet rıhtımıdır. Gözyaşının silemeyeceği günah yoktur.
“Birbirini öldürmek niyetiyle dört adam uzun bir yola çıkmış. Hepsinin hedefi aynıymış. Bir fırsatını yakalayıp yol arkadaşını öldürmek. Dağ, tepe aşmışlar derken yolları büyük sahraya düşmüş. Çöl bu mübarek, sanki tandır, cayır, cayır yanıyor her şey. Bir de kum fırtınasına yakalanmamışlar mı? Vay onların haline. Bir birinin kuyusunu kazmaya çalışan dört arkadaş çölün dört bir yanına savrulmuşlar. Kaybetmişler birbirilerini. Ondan sonra her gece Kerbela. Acılar, sıkıntılar, susuzluk, açlık birde aslan, kaplan, yılan, perişan olmuş garipler. Unutmuşlar kinlerini, öldürmeyi, el ele vermişler o ölüm sahrasından kurtulmak için. Birbirinin kıymetini anlamışlar. Birbirinin hasretini çekmişler. Kalplerinden kinde öfke de uçup gitmiş. Kadir Mevlam önlerine bir bahar çıkarmış. Kendilerini orada bulmuşlar. Sarılmış ağlaşmışlar, kardeş olmuşlar. O çölü hiç unutmamışlar. Çünkü dostluklarını o çöle borçlanmışlar.” Hayat böyledir. Başa gelen sıkıntılar bazen derttir, beladır ama aynı zamanda rahmettir. Ne demişler! “ Bir şeyin kıymetini insan kaybedince anlarmış.” Bir şeyi kaybetmişsen, Allah, bir şeyi buldurur. Bazen de bir şeyi bulduğunu sanırsın ama bir şeyin kayıp.
Bulunca kaybetmeyesin, bulunca kalbine yazarsan ve hiç kaybetmezsen aramana gerek kalmaz.
Nefis arzsız biraz da gevezedir, konuşur durur. Bazen aklını bazen de gönlünü karıştırır. Sus dersin susmaz, dur dersin durmaz. Onu durdurmak için arada bir böyle bir tokat atmak lazım.
Derdi çok olan, derman için önce bütün dertlilere derman dağıtana el açar. Sen el aç ve iste, istediğine mutlak cevap gelecektir...
|
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
6/11/2009 - Kılamadığım namaz borçlarımı nasıl ödeyeceğim? |

Soru: Hocam, aklımız ancak başımıza geldi, namazlarımızı kılmaya yeni başladık. Geride kılamadığımız namaz borçlarımızın olduğunun da yeni farkına vardık. Kaç yaşından itibaren namaz borcu başlar, bu borçlarımızı hangi vakitte nasıl bir niyetle kılmamız gerekir?
Bizi bu konularda aydınlatmanızı bekliyoruz. Rabb'imizin huzuruna namaz borcuyla çıkmak istemiyoruz. Yazılarınızdan öğrendiğimize göre namaz borcundan kurtulmak ancak kılmakla mümkün olurmuş. Yapılan herhangi bir iyilik ve sevaplarla namaz borcu ödenmezmiş. Ne zaman, nasıl ödeyeceğiz geçmişten borç olarak kalan namazlarımızı diye düşünüyoruz? Bu konuda temel bilgiye ihtiyacımız var.
***
Bence bir insanın hayatında alacağı en hayırlı karar, kılamadığı namazlarını kılma kararıdır. Çünkü ifade ettiğiniz gibi, 15 yaşından (baliğ olduktan) itibaren farz olan namazların borcundan, kılmanın dışında kurtulma yolu yoktur. Namaz borcu, kılınırsa ödenmiş olunur, kılınmazsa zimmette borç olarak baki kalır. Bu itibarla, namazlarınızı kılma ve ayrıca kalanlarını da kaza etme kararı alışınızı tebriğe layık en hayırlı karar olarak görmekteyim. Böyle bir kararı ömür boyu hep mutlulukla hatırlayacaksınız.
Hadislerde, mahşerde sorulacak ilk sorunun namazdan olacağı hatırlatılmakta, namazdan kaybedeni, ötekilerden kazanmasının pek kurtarmayacağına da işaret edilmektedir. Öyle ise ilk işimiz, mahşerde ilk sorulacak sorunun cevabını kolay verebilmemiz için namazlarımızı mutlaka vaktinde kılmamız, kılamadıklarımızı da bulduğumuz fırsatlarda mutlaka kaza ederek Rabb'imizin huzuruna namaz borcunu ödemiş olarak çıkmaya gayret etmemiz olmalıdır.
Bunun için günün her saati kaza namazı kılma saatidir. Ancak üç kerahet vakti var ki; o vakitlerde kaza namazı kılınmaz. Bu 3 kerahet vaktini şöyle sıralayabiliriz.
1- Sabah namazından sonra, güneşin çıkış dakikasından itibaren başlayan 45 dakikalık kerahet vaktinde namaz kılınmaz. Öğleye 20 dakika kalınca da öğlenin kerahet vakti girmiş olur, öğle namazına kadar namaz kılınmaz. Akşamın kerahet vakti ise akşam namazına 45 dakika kalınca başlar, akşam namazına kadar devam eder.
Demek oluyor ki; bu üç kerahet vakti dışındaki tüm gün ve geceler kaza namazlarını kılma zamanıdır. Bu geniş vaktin içinde bulunan her fırsatta kaza namazı kılınmalı, bir an önce namaz borcunu ödemenin mutluluk ve huzuru yaşanmalıdır.
2- Kaza namazı kılacak olan erkekler, her farzın başında önce bir kamet getirerek namaza başlarlar. Ancak hanımlar için farzın başında böyle bir kamet getirme sünneti yoktur.
3- Erkekler, baliğ olduktan sonraki tüm ay ve günlerinin namazlarını kaza etmekle yükümlüdürler. Ancak hanımlar özel günlerinde kılamadıkları namazlarını kaza etmekle yükümlü değiller. Rabb'imiz onlardan her ay özel günlerinde kılamadıkları namazlarını bağışlamıştır.
4- Kaza namazına niyet hiç de zor ve karışık değildir. Sadece hangi vaktin kılamadığı namazını kılacağını kalbinde bilmesi, farz olan niyetin ta kendisidir. Kalbinden geçirdiği namazı diliyle söylemesi de niyetini daha da netleştirmesi demektir. Mesela kaza namazı kılacakken:
- Niyet ettim kılamadığım en son sabah namazının farzını kaza etmeye.. yahut da, en son öğlenin, en son ikindinin, en son akşamın, en son yatsının farzını kılmaya, demekle niyet yapılmış olunur. En son değil de en önce kılamadığıma diye de niyet edebilir. Bir karışıklık söz konusu olmaz. Yeter ki namaza başlarken kalbiyle hangi vaktin namazını kılacağını şuurlu şekilde bilsin ve kesin şekilde farkında olsun. Hatta kalbiyle hangi namazı kılacağını bildiği halde diliyle yanlış namazı söylese, dilindeki yanlış değil kalbindeki doğru bilgi geçerli olur.
Demek ki kaza namazına niyette de zorluk söz konusu değildir. Yeter ki gereken azim ve aşkı nasip eylesin Rabb'imiz, bu iyi niyetli bahtiyar insanlara.
AHMED ŞAHİN |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
6/11/2009 - Sevk-i İlahi'yi hiç düşündünüz mü? |

Sevk-i İlahi'yi her şeyde görürüz. Gecenin gündüze, gündüzün geceye dönmesi Sevk-i İlahi'yledir. Kocaman gezegenlerin hareket etmesi, Sevk-i İlahi'yledir. Bahçedeki ördek yavrularının, sayılamayacak kadar çok otun içinde kendilerine faydalı olanları bulup yemesi Sevk-i İlahi'yledir.
Çekirdeğin karpuz olması, koyunun yavrulaması, ağacın meyve vermesi Sevk-i İlahi'yledir. Bulutlar, sudur. Sudan şimşek ve yıldırım gibi ateşleri yaratan, Sevk-i İlahi'dir.
Altıncı his, ilham, meyil, isteklerimiz; bunlar Sevk-i İlahi'dir.
Herkes dönüp maziye bir baksın. Nereden nereye gelmiş; Sevk-i İlahi'yi açıkça görecek. Mesela benim babam kasaptı. Benim de kasap olmamı çok istiyordu. Fakat annem aşırı derecede ısrar etti, "memur olacaksın!" dedi. Ben de okumak zorunda kaldım. Tahsile devam ederken, askerî liseye girmeye karar verdim.
En iyi dersim beden eğitimi olmasına rağmen beden eğitimi dersinde imtihanı kaybettim ve askerî liseye giremedim. Sevk-i İlahi...
Şimdi düşünüyorum. Eğer askerî liseye girseydim veya kasap olsaydım tahkiki iman çalışmalarım, kitaplarım, bu yazılarım olmazdı. Sanki Allah beni, Minyeli Abdullah'ı yazmam için yetiştirmiş!.. Minyeli Abdullah'ı yazdığımda cezalar büyüktü. Hapse atılmaya razı oldum. Hanıma dedim ki, "Sen başka odada otur, ben kitap yazıyorum." Başka hanım olsa, razı olmazdı. Bizim hanım kavga gürültü çıkarmadı. Her mesele, Minyeli Abdullah'ı yazmam için halloldu. Sevk-i İlahi...
1939 depreminde kırk bin kişi öldü. Ben yedi yaşındaydım. Allah beni öldürmedi. Amerika'da füze tahsilimi yapıyordum. Amerika'dan Türkiye'ye gelirken okyanus üzerinde uçağın bir motoru durdu. Denize inmekten başka çare görünmüyordu.
Deniz dediğim, koskoca Atlas Okyanusu... Hayattan ümidimi kesmiştim. Kendi kendime, "Şurada sabredeceğin beş dakika. Ondan sonra hayat bitmiş olacak." dedim. Pilot, uçağın dalgaların üzerinde duramayacağını anlayınca tek motorla devam etmeye çalıştı. Uçak havalandı; Azor adasına indik...
Deprem kim? Okyanus kim?
Allah benim kaderimi yazmış. O kader tahakkuk etmeden nereye?.. Sebepleri yaratan, sebeplere "HAYIR!" diyor. Direkt müdahale ediyor. Sebep ne yapsın?..
Hastalandım. Günlerce yoğun bakımda yattım. Doktorlar benden ümidini kesse de Allah beni diriltti. Çünkü bana bir vazife vermiş. Ölmek yok, işini yapacak!..
İşte bakın, bugün yazı yazıyorum. Bütün bunlar tesadüf olabilir mi?
Sevk-i İlahi'yi iyi düşünmek lazım.
HEKİMOĞLU İSMAİL
|
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
6/11/2009 - Sen, “SEN” ol!.. |

En moda isyanlar yaşadım; demode oldu, faydası olmadı… En çılgın tavırlar taktım takıştırdım; hiçbiri bana yakışmadı!.. En trend elbiseler denedim ruhuma; hiçbiri bende şık durmadı!.. Allı pullu sözleri herkese dağıttım… Kırık dökük kendime ayırdıklarım!.. Taptaze hedefler koydum önüme… öylece seyrettim; sonunda bayatladı!.. Son kullanma tarihi geçmiş planlarla yola devam edilmez!.. Albenili düşler gerçeğe giydirilmez!.. Kimileri parlak düşler kurmayı sever… Bense; göz kamaştıran düşlerin, gerçekleri görmemizi engellediğini düşünüyorum!.. Herkesin modası kendine! Başkasının imkansızı, senin elinin altındadır belki de!.. Sen, kendi imkansızını seç! Kendi zorunu zorla! Başkasına bol gelen düşüncelerin sahibiysen; unutma, sana bol gelen de başkasında tam oturuyor!.. İnsanların sözleriyle vazgeçtiğin hayallerin var ya; işte onlar, “sen”sin!.. Başkasını değil; kendini yaşa!.. Sen, sen ol; seni yaşa!.. |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
6/11/2009 - AIDS |
Bir bakış…bir gülümseme…bir randevu…ve bir buluşma…
Bir gençin e-maille başından geçenleri yazdıklari.
Diyor ki: ‘’Birgün bir kafede oturuyordum.Birden kafeye daha önce gözümün görmediği güzellikte bir kadın girdi.
Hayatımda onun gibisini görmedim…Ona bakıyordum oda bana bakıyordu… gözler konuşuyordu….
Bir bakış…bir gülümseme…bir randevu…ve bir buluşma…
Kafeden çıkarken onu takip ettiğimi biliyordu,beni çağırdı ve telefon numarasını verdi.
Genç diyor ki: ‘’O gece benim en mutlu gecemdi’’(…En mutlu gece…Beğendiği kız ona numarasını verdi!!!)
Günler geçti…onunla telefonda konuşuyordum…bir kere..iki kere…üç kere ve daha fazla…ama maalesef onun yaşça benden daha büyük olduğunu fark ettim…
Ama güzelliği yaşını kapatıyordu… (Şeyh Nebil ‘’İnsan severse…tamamdır…kusur yoktur) onunla saatlerce konuşmaya başladım…
Zengin olduğunu fark ettim…malları vardı….ve boşanmış bir kadın olduğunu öğrendim… (Çok kolay… kolay ulaşılabilecek bir kadın….her seferinde daha basit bir şey keşfediyordu…ve sonunda ona tutuldu…) genç devam ediyor: ‘’Bir keresinde benim ticarette ona yardımcı olmamı istedi… tamam dedim…
Şu ülkeye git ve bana malları getir…Ama şu adrese git oraya gittiğinde insanlar sana ne yapman gerektiğini anlatacaklar…dedi….çok sevindim…Başka bir ülkeye gidiyordum…hayallerim gerçekleşiyordu….belirlenen otele gittiğimde bir kişi kapıyı çaldı kapıyı ….açtım ki o!!!bu o kızdı!!!
Genci kandırmıştı…mesele ticaret veya başka bir şey değil haramın ta kendisiydi…
Allah buyuruyor ki: ‘’Ey iman edenler!Şeytanın adımlarına uymayın.’’
Şeytanın adımları…..Genç diyor ki…haramı ilk defa işledim…sonra bir kere…sonra bir daha…. ‘’ Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayasızlıktır ve çok kötü bir yoldur’’ İsra 12 ….bütün kalbim bu kızla doluydu…
Aylar geçti ve ben bu hal üzereyim….birgün erkek kardeşimle birlikte arabada gidiyorduk…araba ters dönüp üzerimize devrildi…Bana bir şey olmadı ama kardeşimin durumu kötüydü…ambulans çağırıp hastaneye götürdük….
Şimdi bütün kaygım kardeşim olmuştu,kardeşim gözlerimin önünde ölebilirdi…doktor acil kısmından çıktığında hemen acil kan lazım bekleyemeyiz dedi..sen kimsin? diye sordu…kardeşiyim dedim…kan grubumu sordu söyledim…
Kardeşin ölmeden önce çabuk ona kan ver dedi…kan alımından önce kan tahlili yaptılar…Doktor geldi senin kanının nakledilmesine izin veremeyiz dedi…
Niye? Kardeşim ölmek üzere dedim….sonra ….sonraaaa konuşuruz başka kan istiyoruz dedi…şaşırdım…
Başka bir kan buldular ve kardeşimi kurtardılar…Kardeşim ölümden kurtuldu…Daha sonra doktora gittim…’’Neden kanımı kabul etmediniz?’’ diye sordum:’’ Sen hastasın ‘’dedi.
‘’Nasıl yani ‘’dedim....Senin kanın aids virüsüyle kirlenmiş…sen aidslisin dedi… .(Yani İdam!!!! İdam değil!!!İdam daha merhametlidir.Filmleri,sinemaları,dizileri takip edenler!!!Siz bir aidslinin nasıl öldüğünü anlatan bir film izlediniz mi? HAYIR!!!Çünkü onlar biliyorlar ki bir aidslinin ölümüne kadar geçirdiği merhaleleri gösterseler şehvetlerine uyanların yarısı bu yoldan döner…ama insanları korkutmak istemiyorlar…insanlara bir aidslinin cüz’i bir delilik merhalesi geçirdiğini söylemiyorlar…deli oluyor,kendine geliyor ,düzeliyor sonra yine deliriyor yine kendine geliyor…Öyle bir baş ağrısına tutuluyor ki dünyadaki hiçbir ağrı kesici bu baş ağrısına fayda etmiyor.Öyle bir dereceye ulaşıyor ki sanki canı çıkıyor,derileri kesiliyor….ilk önce cüz’i sonra tamamen felç oluyor…sonra deliriyor…her şeyi yapıyor…bu hali aylarca devam ediyor ve en sonunda Allah azze ve celle canını alıyor.Ne ölüyor!Ne yaşıyor!İşte bu aids hastası!!!!)
Genç devam ediyor: ‘’Onu(kadını) aradım.Üzgündüm ve korkuyordum…Biliyor musun ben hastayım dedim…Ne hastası dedi..
Ben Aids hastasıyım dedim.Kahkaha attı!!!!Neden gülüyorsun dedim…Sen’’ KURBANLARIMDAN BİRİSİN!!!!!’’ dedi….
-Nasıl yani????
-Sadece sen değilsin!!!Seneler önce bana bir genç aids virüsü bulaştırdı ve sonra… karşılaştığım her gence bu hastalığı bulaştırmaya ahd ettim…
‘’ Ve onlar ki, iffetlerini korurlar; Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu hariç. (Bunlarla ilişkilerden dolayı) kınanmış değillerdir.’’Mu’minun Suresi 4*5’’
Bu yazı Fadilet eş-şeyh Nebil el-Avadi nin sitesi olan emanway.com dan alınarak hakyolu.wordpress.com sitesi için Seda Ş.tarafından tercüme edilmiştir.

|
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
|
Hakkımda
Kategoriler
Arkadaşlarım
• binbirhuzun • hakdost • nasibim • sevgipinari01 • ahteslimiyet • esmalal • peygamberhayati • alemlerinrabbi • edebinur • Adem Armağan • acizgonul • canahmedimsav • Ahmet KATIN • mustafa mazlum • bolahenkk
|